Emanetin ağırlığı
O ev, bir zamanlar küçük ama yeterliydi.

Ahmet İpin
-
Dedemiz, annemiz, babamız ve çocuklardan ibaret bir çekirdek…
Az kişi, çok huzur.
Herkes yerini bilir, sözünü tartarak söylerdi.
Duvarlar aynı renkti;
ekmek aynı sofrada bölünürdü.
Kavga olurdu ama akşam olunca
kimse sırtını dönüp uyumazdı.
Ta ki evlenmeler başlayana kadar…
İlk evlilikle birlikte evin rengi bir ton değişti.
Sonra ikincisi, üçüncüsü…
Kimin ilk, kimin ortanca, kimin küçük olduğu zamanla önemsizleşti.
Çünkü her ailede olduğu gibi
o evde de bir çocuk vardı
anneyle babanın daha çok güvendiği,
daha çok sevdiği,
“emanet edilecek” gördüğü…
Bu çocuk bazen en büyük olurdu,
bazen ortanca,
bazen de küçüklüğü hiç unutulmayan biri.
Ama mutlaka seçilmiş olurdu.
Anneyle baba yaşlanınca,
evin yükünü onun omuzlarına koydular.
Sadece sözü değil,
evin ekonomisini de ona verdiler.
Yıllarca biriktirilen emek…
Tarladan, hayvandan, alın terinden kalan ne varsa
tek bir elde toplandı.
“Sen bilirsin,” dediler.
“Bizden sonra her şey sana emanet.”
Ama emanet, herkesin taşıyabileceği bir yük değildi.
O çocuk evlendi.
Eşiyle birlikte yeni hayaller kurdu.
Baba evinin birikimi,
bir anda kendi hayatlarının sermayesine dönüştü.
Hızlı harcandı paralar.
Gösterişe gitti,
yanlış yatırımlara gitti,
bazen de sadece savruldu.
Kimse “dur” demedi.
Çünkü o, dokunulmazdı.
Zamanla kasa boşaldı.
Tarlalar satıldı,
hayvanlar gitti,
evin bereketi çekildi.
Diğer kardeşlerse sessiz kaldı.
Çünkü söz hakkı yoktu.
Çünkü “emanet” onlarda değildi.
Paylaşım vakti geldiğinde
elde paylaşılacak bir şey kalmamıştı.
Kardeşler birer birer fakirleşti.
Sadece maddi değil;
gönül olarak da.
Kırgınlık başladı.
Kıskançlık değil bu,
adaletsizlikti.
Birinin hızla yükselmesi,
diğerlerinin yavaş yavaş düşmesiydi.
Gelinler konuştu.
Sözler sertleşti.
Baba evinde artık
kimse rahat nefes alamaz oldu.
Anneyle baba ise
geç kaldıklarını fark etti.
Sevgiyle yaptıkları ayrımın
nasıl bir uçurum açtığını
ancak her şey bittikten sonra gördüler.
Ve o ev…
Bir zamanlar herkesi doyuran o ev
artık kimseyi barındıramaz hâle geldi.
Bu coğrafyada
kardeşlerin birbirine düşmesi
böyle başlar.
Birinin önüne fazla yol açılır,
diğerlerinin yolu sessizce kapatılır.
Ev yıkılmaz önce.
Önce adalet biter.
Sonra bereket.
En son da kardeşlik…


